Pişmanlık

Pişmanlık - Tuğçe Asiye Ballı
- Sayfa : 40

Mustafa o gün okula gitmek istemiyordu. Son güne bıraktığı ödevini akşam misafir gelince yapamamıştı. Annesine nasıl yalan söyleyeceğini bilmiyordu. Bir anda: “Anne karnım ağrıyor!” diye bağırdı. Annesi aceleyle yanına geldi.
“Ne oldu, nasıl bir ağrı oğlum bu?”
“Bilmiyorum anne, bulanıyor gibi de ağrıyor gibi de.”
“Allah Allah. Ne dokundu acaba? Peki, doktora gidelim o zaman.”
“Belki geçer anne. Hemen gitmeyelim ne olur.”
“Tamam sen yat, geliyorum hemen.”
Mustafa’nın midesi bulanıyor, yiyemez diye annesi ekmeği kızartmış, biraz da peynir getirmişti: “Bak, nane limon da yaptım. Bulantını alır.” diyerek ateşine baktı.
Mustafa bir an bunu içeceğime doğruyu söylesem bari diye düşündü. Annesi: “Hadi kuzum.” deyince mecbur kaldı. İçi hiç rahat değildi. Belki ödevini yapamadığı için gitmek istemediğini söyleseydi annesi onu anlardı. Ama daha geçen yıl benzer bir şey olmuştu ve annesi öğretmenine durumu izah edip süre istemesinin doğru olacağını söylemişti. Bunu hatırlayınca, İyi ki anneme söylemedim dedi kendi kendine. Ama işte çok telaşlanmış, babasına bile haber vermişti. İnsanları böyle üzmeye hakkı yoktu.
Düşündü düşündü, bir türlü işin içinden çıkamadı. Gitsem mi acaba, hazırlansam mı derken okul vakti geçti. Alnında terler birikti. Neden bu kadar stres yaptığını da anlamıyordu. “Alt tarafı bir ödev!” diye mırıldandı. Aslında sıkıntı duyduğu ödevi yapamamak değildi artık. Yalan söylemiş olmaktı. Derin bir of çekti.
“Ne oldu oğlum, ağrın mı arttı? Niye ofladın öyle?”
Mustafa ağlamaklı bir sesle: “Anne hasta değilim ben. Matematikten notumuzu artırmak için proje ödevi vermişti öğretmen. Bir haftadır yaparım yaparım diye erteledim. Dün akşam da dayımlar gelince aklımdan çıkmış. Gece aklıma geldi.”
Annesi yüzüne kırgın bir ifadeyle bakıyor, bir şey söylemiyordu. Mustafa: “Anne özür dilerim.” diyerek ağlamaya başladı. Annesi sessizce odadan çıktı. Telefonla konuşuyor, babasına durumu izah ediyordu.
Başta küçücük bir yalan, ne olacak ki diye düşünmüştü. Şimdi ise pişmanlıktan ne yapacağını bilmiyordu. Annesi üzgün bir yüzle geldi:
“Oğlum! Yalan öyle kötü, öyle korkunç bir şey ki sen bir kerelik ihtiyaç duydun sanırsın, o senin peşini bırakmaz. Sonucu ne olursa olsun dürüst olmalısın. Sana daha önce de anlatmıştım, yine anlatayım: Efendimiz bir gün bir eve ziyarete gidiyor. Orada evin hanımı çocuğuna sesleniyor: ‘Gel sana bir şey vereyim.’ diyor. Efendimiz soruyor: ‘Çocuğa ne vermek istedin.’ Kadın cevaplıyor: ‘Hurma vereceğim.’ Peygamberimiz; ‘Eğer onu aldatıp bir şey vermeseydin, sana bir yalan günahı yazılırdı.’ diyor. Hatırladın değil mi yavrum bu kıssayı.”
“Evet anne ama nedense sabah aklımdan çıktı.”
“Aklından bir daha çıkmasın oğlum. Efendimiz (s.a.v.)  dili doğru olmayanın kalbinin de doğru olmayacağını söylemişti değil mi? Kalbinin Efendimiz gibi tertemiz, yalansız olmasını istemez misin?”
“İsterim anne. Hem de çok!”
Birbirlerine sıkıca sarıldılar.

 

0
Yorum Yazın