Muhyittin İbn Arabi Küçük Serçeler


- Sayfa : 22

Sabah babası, yatağın başucuna oturmuş Asya’ya sesleniyordu:
- Kızım günaydın. Sana çok güzel bir haberim var. Daha doğrusu iki haberim var. İstersen kalk ve pencereden dışarı bak.
Asya, gözlerini ovuşturarak yerinden kalktı, merakla perdeyi araladı. Dışarı bakmasıyla da sevinçle haykırdı.
- Kar bu kaaar! Yaşasın kar yağmış, her yer bembeyaz olmuş.
Gerçekten de her yer karlarla kaplanmış; yerler, ağaçların dalları, evlerin çatıları bembeyaz olmuştu. Böyle bir şeye hangi çocuk sevinmez. Sonra:
- İkinci haberi duymak istemiyor musun, dedi babası.
Asya şaşkınlıkla baktı:
- İkinci haber neymiş babacığım?
- Az önce öğrendik, bugün kar yağışı nedeniyle okullar tatilmiş, karın tadını doya doya çıkarabileceksin, dedi.
Asya’nın sevinci iki katına çıkmıştı. Kar erimeden doyasıya kartopu oynamak, kardan adam yapmak, kaymak istiyordu. Hemen eldivenlerini, atkısını beresini aramaya koyuldu. Annesi de gelmişti yanlarına:
- Acele etme kızım! Önce kahvaltını yap, sonra güzelce giyinir, çıkarsın, dedi.
Kahvaltı edildikten sonra babası ile birlikte, sıkıca giyinip dışarı çıktılar. Evlerinin yakınındaki boş alanda, kartopu oynadılar, kaydılar. Arkadaşları da geldi, kardan adam yaptılar. Eğlence tüm hızıyla devam ederken Yusuf oynamayı bırakmış, bir yere bakıyordu. Merak edip sordular:
- Hayırdır Yusuf ne oldu, neye bakıyorsun?
- Kuşlara, dedi Yusuf.
- Kuşlara mı?
- Evet, şu ağacın dalında durup titreyen kuşlara...
Asya’nın babası:
- Ben anladım galiba. Yusuf kuşların durumuna üzüldü sanırım. Evet çocuklar, kuşlar tüyleri sayesinde pek üşümezler ama böyle karlı havalarda yiyecek bulmaları zor olur. O nedenle de onlara yiyecek verebiliriz. Şimdi beni bekleyin lütfen, deyip eve gitti ve biraz sonra da elinde bir torba ile döndü.
- Evden bayat ekmeleri getirdim. Ağacın altında bir yeri kardan temizleyelim de ekmekleri oraya koyalım.
Hep birlikte bir güzel temizlediler, ekmekleri küçük küçük koparıp toprağın üstüne koydular ve geri çekildiler. Kuşlar dallardan inip yemeye başlamışlardı bile. Onları böyle gören çocukların neşesi tekrar yerine geldi. Biraz daha oynadılar, sonra yorulduklarını ve acıktıklarını fark ettiler. Asyaların evine geldiler. Islak eldiven ve atkılarını çıkarıp ellerini ayaklarını ısıttılar. Sıcak çorba ve yemekten sonra oturmuşlardı ki Asya’nın annesi ıhlamur dolu bardaklarla içeri girdi.
- İşte çocuklar, kış aylarının en faydalı içeceği. Limonla birlikte ne güzel, ne faydalı olur.
- Teşekkür ederiz, ellerinize sağlık teyzeciğim, dediler.
Bu sırada Zeynep’in dikkatini sehpanın üzerinde duran kitap çekmişti. Kitabın üstünde, “Nasihatler ve Muhyiddin İbn Arabi” yazıyordu. Zeynep’in bu dikkati Asya’nın babasının gözünden kaçmamıştı.
- Kitabı merak ettin galiba Zeynep, dedi.
- Evet amca, hem kitabı hem de yazarını merak ettim.
- O zaman bugün de ben size bir büyüğümüzü; Muhyiddin İbn Arabi’yi anlatayım, ne dersiniz? Yani bu elimde gördüğünüz kitabın yazarı olan kişiyi.
- Çok seviniriz, diye bir ses yükselince anlatmaya başladı:
- Muhyiddin İbn Arabi, günümüzde İspanya sınırları içinde kalan Murcia şehrinde, 1165 yılında doğmuş çocuklar. Avrupalı bir âlim anlayacağınız.
- Nasıl yani, o tarihte Avrupa’da mı?
- Evet çocuklar, o tarihte Avrupa’da Müslümanlar tarafından kurulmuş büyük bir devlet varmış. Adı da Endülüs Emevi Devleti’ymiş. Neyse çocuklar, konumuza dönecek olursak; Muhyiddin İbn Arabi ilk eğitimini doğduğu topraklarda almış. Çok zeki ve çalışkanmış. Öğrenmeye karşı büyük bir merakı varmış. Yaşadığı yerdeki eğitimle yetinmemiş. Sonrasında Şam, Bağdat ve Mekke'ye gitmiş, oralarda tanınmış âlimlerden, hocalardan eğitim almış.  Ömrü boyunca birçok yeri gezmiş, hem öğrenmiş, hem öğretmiş. Bu arada da birçok kitap yazmış çocuklar.
Bu seyahatleri sırasında ülkemize de gelmiş ve bir süre Konya’da yaşamış, burada da birkaç kitap yazmayı ihmal etmemiş.
- Vay be, hem o kadar yeri gez hem de o günün şartlarında kitap yaz. Zor iş doğrusu, dedi Yusuf.
- Gerçekten öyle Yusuf! Bizim gibi bilgisayarları yok, internet yok, akıllı telefonlar yok. Ama azim olunca, çalışkanlık olunca insan birçok şeyi başarabiliyor Allah’ın izniyle.
Sonrasında ise tekrar Şam’a gitmiş ve son zamanlarını orada geçirmiş.  1239 yılında Şam'da ölmüş. Çok sonradan Osmanlı Devleti zamanında mezarın bulunduğu yere türbe yapılmış.
Yaşadığı sürece insanlara güzel şeyler öğrettiği gibi, yazdığı eserler sayesinde şimdiye kadar da bunları öğretmeye devam etmiş. Tabii aynı eserler sayesinde daha kim bilir ne kadar yararlı olmaya devam edecek. İşte böyle çocuklar. İnşallah faydalı olmuştur.
- Çok teşekkür ederiz, gerçekten çok faydalı oldu, dedi Zeynep.
Hep beraber ıhlamurları yudumlanmaya devam edildi. Sonrasında biraz daha oynamak için enerji birikmişti. Yeniden kayak, kartopu ve kardan adamlı eğlenceye devam edilebilmesi için…

 

 

 

0
Yorum Yazın