İki Bisikletli Bir Kedi


- Sayfa : 8

Kapıyı açtığımda Hayri karşımdaydı, yüzü bir karış asıktı ve dokunsam ağlayacak gibi duruyordu.
- N’oldu, sen de mi sizin evin çocuğu olduğun hakkında şüpheye kapıldın? Bu kez cumartesimi kimsenin boş şeylerle doldurmasına izin vermeyeceğim, dedim.
- Hayır Fikri hayır. Tabii ki ben evimizin çocuğuyum. Annem bütün gün bilgisayarın başında oturmama izin vermeyecekmiş. Beni yerimden kaldırdı ve kapının önüne bıraktı. Gidip arkadaşlarımın yüzünü görürsem beynime kan gidermiş. Böylece aptal olmaktan kurtulurmuşum. O yüzden senin yüzüne bakmaya geldim. Bu arada çok güzel kirpiklerin varmış. Bunu yeni fark ediyorum.
Kapının önünde dikilip duran Hayri’yi içeri aldım. Tam da oyunun en heyecanlı yerinde kalmıştım. Geldiğim yerden devam ediyordum ki bu kez de kapıda annem belirdi.
- Nasıl, sohbet ediyor musunuz bakalım, diye sorarken bilgisayarın fişini çekiverdi.
- Ama ama ama, biz hem oyun oynayabilir, hem sohbet edebiliriz diyordum ki annem lafımı ağzına tıkadı.
- Dışarıda güneşli bir hava var. Gidin biraz bisiklet sürün. Açık hava bol güneş…  Beyniniz biraz oksijenlensin.
Annelerimiz bugün beyin sağlığımıza kafayı takmıştı anlaşılan. Hayri’yle çaresiz dışarı çıktık. Bodrumdaki bisikletlerimizi alıp sokak boyunca sürdük. Cimcime bizi görür görmez peşimize takıldı. İki bisikletli ve bir kedi, bol oksijenli bir günün içinde jet gibi ilerliyorduk. Bakkalın önünden geçerken elimi cebime attım. Dünden iki liram kalmış. Hafta sonu harçlığı olarak hiç fena sayılmazdı. Bununla Cimcime’ye beş dilim salam gelirdi.
Bakkala girdik. Nuri elinde telefon, oyun oynamaktan bizi görmedi bile. Zaten kendi işimizi kendimiz görmeye alışkındık. Doğruca dolabın önüne gittik. Aaa!  5 dilim salam 5 lira olmuş. Benden önce Hayri feryadı bastı.
- Beş lira mı? Şu incecik beş salam dilimi ne zaman iki buçuk katına çıktı.
Nuri, elindeki telefonu bırakmadan göz ucuyla bize baktı.
- Sizin dünyadan haberiniz yok. Ekonomimiz sarsıntıda. Krizdeyiz, krizde!  
- Keriz mi, argo laflar etme bakalım, dedi Hayri. Güzel konuş bizimle.
- Belli belli, oyun oynamaktan duymamışsınız bir şey. Kaç gündür etiket değiştiriyorum ben burada. Her şeye kaç misli zam geldi, haberiniz var mı?
- Hah tam sana göre işler, dedi Hayri. Bayılırsın her şeyi kazık satmaya…
- Argo konuşmayalım diyene de bak! Sizin elinizdeki parayla artık hiçbir şey satılmıyor bu markette. Her ürünün hakkı neyse üstüne onu yazıyoruz biz.  
Hemen araya girdim.
- Elimdeki para tabaktaki salamların iki dilimine yeter. İkiye böl de Cimcime’ye verelim.
- Olmaz, dedi Nuri yaka silkerek. Her tabağa 5 dilim salam yerleştirirken sanki yardıma mı geldiniz?
O sırada Cimcime patilerini vitrine dayayıp salamlara bakarak yalanmaya başladı.
- Hadi bize her şey kazık… Şu hayvana da mı acımıyorsun, dedi.
- Miaoaoaoaoaovvvv!
Cimcime’nin miyavı içimizi parçaladı. İki lirayı Nuri’nin önüne bıraktım.
- Ver şurdan iki dilim salam, dedim.  İstersen ben bölerim tabağı. Bir jelatinle örtmek değil mi üstünü.
- Cık, dedi Nuri. Olmaz. Memleket ekonomik krizde. Kediler artık salam yiyememeli. Yakında siz bile yiyemiyeceksiniz.
Cimcime sanki onu anlamış gibi miyavlamayı arttırdı.
Hayri’yle iyice sinirlenmiştik. Tam Cimcime’yi kucaklayıp dükkândan çıkıyorduk ki:
- Eğer isterseniz, değerli bir şeyinizi rehin bırakın. Böylece 5 dilim salam alırsınız. Paranın üstünü getirince rehin verdiğiniz şeyi size geri veririm.
Hemen üstümüze başımıza bakındık. Bir filmde görmüştüm. Adamın biri lokantada yediği yemeğin ücretini ödeyemeyince kolundaki saati rehin bırakmıştı. Ama ne Hayri'de ne bende öyle değerli bir eşya yoktu. Böyle n’apcağımızı düşünürken:
- Ben çoraplarımı verebilirim, dedi Hayri. Daha geçen gün pazardan aldık. Tamı tamına bir buçuk lira.  
- Kokmuş şeyleri tercih etmiyorum.
Nuri böyle derken Hayri çoraplarını çıkarıp onun önüne fırlatmıştı bile. Ben de ondan geri kalmadım.
- Benimkiler de aynı çorapçıdan. Böylece 3 lira eksiğimiz tamamdır.
Nuri daha fazla direnemedi.
- Tamam öyleyse, dedi. Şimdi salam tabağını alın. Paranın üstünü getirince çorapları geri veririm.
Ayakkabılarımızı çıplak ayaklarımıza geçirip dışarı çıktık. Peşimizde dolanıp duran Cimcime’ye salamı yedirdik… Bizim tatlı kediciğimiz yedikçe şımardı. Bize de bu işin mutluluğu kaldı.
Eve giderken Hayri üşüyen ayaklarıyla pedalları zor çevirirken:
- Ne ekonomik krizmiş arkadaş, dedi. Her şey zamlandı diye kediler aç mı kalsın?
- Kalamaz tabii, dedim. Ayaklarımız açık kalabilir ama kediler aç kalamaz.
Şimdi memleketçe şu krizi atlatmanın yollarını düşünüyoruz.
Bu konudaki görüşlerimizi merak ediyorsanız bizi bekleyin!


 

 

0
Yorum Yazın