2010
Facebook’tan Çıktım!
Birkaç aydır Facebook’ta takılıyordum. Bir sürü geyik muhabbeti var. Öyle çok zamanım kaybolmuÅŸ ki, hesaplasam içim yanar! İlk baÅŸta öylesine girmiÅŸtim; fakat sonra sevdalısı oldum, bir türlü bırakamadım. Geçen gün Emre’yle konuÅŸurken ona dedim ki: “Nasıl oluyor da derslerde bu denli baÅŸarılı oluyorsun?” O da bana ÅŸu cevabı verdi: “Facebook’a girmiyorum, MSN’de takılmıyorum. İnterneti de sadece günde yarım saat kullanıyorum. Böyle olunca bir sürü zamanım kalıyor ders çalışmaya. Hem unutma, Facebook insanı hayattan koparıyor, internet üzerinde yaÅŸayan bir varlığa dönüyorsun zamanla. Aman dikkat, kurtar kendini!” Emre’nin bu cevabı üzerine derin derin düşündüm. Hak verdim ona ve irademi kullanıp çıktım Facebook’tan. Åžu an çok mutluyum, kendimi özgür hissediyorum. Resmen Facebook’un kölesi olmuÅŸum da haberim yokmuÅŸ! Åžimdi sevdiklerime daha fazla zaman ayırıyorum, onlarla sanal deÄŸil, gerçek dünyada görüşüyorum. Gerçekten de arkadaÅŸlarla yüz yüze görüşüp muhabbet etmenin, bir çikolatayı bölüşmenin, birlikte camiye gidip namaz kılmanın tadı bambaÅŸka…
Anneler Çiçeklere Bayılırlar!
Bugün son iki dersimiz boÅŸtu; hocamız hasta olduÄŸu için gelemedi okula. Ben de fırsat bu fırsat deyip, hemen yola koyuldum ve çiçekçiye gittim. “Bana tek bir lale hazırlar mısınız?” dedim çiçekçiye. Güzelce paket yaptılar. Paketin üzerine de ÅŸunu yazmalarını istedim: “Ayaklarının altında Cennet gizli olan annem, seni çok seviyorum!” Ne zamandır anneme böyle bir sürpriz yapmak istiyordum. Kapıyı açar açmaz, “Kapa gözlerini anne!” dedim. Laleyi arkama sakladım ve eve girdim. “Åžimdi aç!” dedim ve laleyi uzattım anneme. Gözlerini açar açmaz elimdeki laleyi görünce çok duygulandı. Öyle bir sarıldık ki, anlatamam! Annemin o mutluluÄŸu hiç aklımdan çıkmıyor. İnanıyorum ki, annesini mutlu eden çocuklar daha da çok mutlu olur. Küçüklüğümde o bana nasıl merhamet ettiyse, ben de hayatım boyunca ona merhamet edip iyi davranmaya çalışacağım. Annem, canım annem…
Kendini Ne Sanıyorsun!
Bu sabah okulda canımı sıkan bir ÅŸey oldu. Sınıfımızda fakir bir öğrenci var, adı Ali. Yırtık bir ayakkabı giymiÅŸti bugün. Bunu gören Bora, Cemil’e el kol iÅŸareti yaparak aklı sıra Ali’yle dalga geçmek istedi. Bir anda moralim bozuldu ve teneffüste Bora’nın yanına gittim. “Sen kendini ne sanıyorsun, neden Ali’yle dalga geçtin ki?” diyerek çıkıştım kendisine. Tepkimi görünce ÅŸaşırdı Bora. “Sen karışma, avukatı mısın?” diyerek tersledi beni. Ben de dayanamadım ve, “Bir gün sen de fakir düşersen anlarsın dalga geçmek neymiÅŸ!” dedim. Birden aramızda kavga baÅŸladı. O sırada din dersi hocamız oradaymış. Yanımıza gelip neler olduÄŸunu sordu. Ben olanları anlattım. Osman hocamız ikimizi de karşısına aldı ve dedi ki: “Çocuklar! Zenginlik ve fakirlik, Allah’ın birer imtihanıdır. Sakın kimseyi fakir diye hor görmeyin! Çünkü Allah, gönlü kırıkların, gariplerin yanındadır. Aman onları incitmeyin! Zenginler ise her zaman şükür hâlinde olmalı, fakirleri koruyup kollamalıdır. EÄŸer böyle yaparlarsa hem zenginliÄŸin hakkını vermiÅŸ olurlar hem de Allah katında şükreden kullardan sayılırlar. Hadi, ÅŸimdi barışın ve birlikte Ali’ye güzel bir ayakkabı alın, olmaz mı?” Bu teklif üzerine Bora ve ben, birbirimize baktık ve gülümsedik. İnÅŸallah yarın Ali’ye güzel bir ayakkabı alacağız. KeÅŸke kavgalar hep böyle sonuçlansa! Neyse, uykum geldi, ben yatayım artık.





